Bilgi Diyarı

Aşağıdaki Kutu ile Sonsuz Bilgi Diyarı'nda İstediğinizi Arayabilirsiniz...

Halk Edebiyatı

  • Okunma : 30

Halk Edebiyatı, halkın geleneksel dili ve zevki ile oluşturulmuş sözlü edebiyata denir. İslam dininin kabulünden önce Türkler’de toplumsal yaşayış içinde farklılaşma olmadığı için verilen ürünler bakımından edebiyat alanında da farklılaşma yoktu. Türkler İslam dinini benimsedikten sonra toplumsal yaşayışta farklılıklar oldu. Arap ve İran edebiyatının etkisiyle Divan edebiyatı oluştu. Artık edebiyatta iki ayrı alan söz konusuydu. Dilde ve edebiyatta Arapça’nın ve Farsça’nın egemen olması yanında bu dillerin anlatım biçimleri de benimsendi. Türk devletlerinin resmi yazışma dilinin Arapça ve Farsça olması üzerine özellikle devlet adamlarının çevresinde kümelenen ve onlarca korunan şairler bu dilleri ve anlatım biçimlerini Türkçe’ye yeğlemeye başladılar. Öte yandan halk arasında da İslam dininin kabulünden önceki Türk edebiyatının biçimsel özelliklerini çok az değişikliklerle koruyan halk edebiyatı gelişti.

    Halk edebiyatı genel olarak sanatçıları belli olmayan ortak halk edebiyatı ürünleri ile âşıkların ve tekke şairlerinin yapıtlarından oluşur. Halk edebiyatının kapsamı içine ilk yaratıcıları çoğu zaman belli olmayan mani, türkü, ağıt, ninni, tekerleme gibi manzum; masal, efsane, fıkra gibi düzyazı ürünler girer. Ayrıca aşk ve kahramanlık konularını işleyen, bazı yerleri düzyazı, bazı yerleri manzum halk hikâyeleri ile bilmeceler, ata sözleri, deyimler; meddah, Karagöz, orta oyunu, seyirlik köy oyunları ve tüm bu ürünlere az çok yakınlık gösteren daha başka ürünler de halk edebiyatı kapsamı içindedir. Âşıkların ve tekke şairlerinin yapıtlarıyla oluşan, âşık edebiyatı ve tekke edebiyatı gibi adlarla anılan geleneksel edebiyatlarda halk edebiyatı içinde ele alınmaktadır.

    Halk edebiyatı ürünleri kuşaktan kuşağa aktarıla aktarıla varlıklarını korur. Çağlar boyunca çeşitli kültürel etkilenmelerle değişikliklere uğrayarak ve bölgesel özellikler kazanarak yaşayan halk edebiyatı ürünleri halkın kullandığı dil ve ağız özelliklerini taşır. Bununla birlikte bir türkü, bir mani, bir masal, bir bilmece, bir atasözü nereden çıkmış olursa olsun halkın ortak kullanımıyla ve taşıyıcılığı ile geniş bir alanda bilinip yaygınlaşır.

    Halk edebiyatı ürünleri genel olarak sözlü ürünlerdir. Yaratıcıları ya da yaşatıcıları tarafından kullanıla kullanıla biçim kazanır. Halk edebiyatı ürünleri zamanla ve çeşitli nedenlerle yazıya geçirilmiştir. Bunlara folklor ve halk edebiyatı araştırmacılarının halk arasında yaptıkları derlemelerde katılırsa halk edebiyatı ürünlerinin büyük bir bölümünün yazıya geçirilmiş olduğu görülür. Bununla birlikte, halk tarafından yaratılmakta ve yaşatılmakta olan halk edebiyatı sözlü olma özelliğini de korur.

    Halk şiiri eski Türk şiirinin vezin, biçim ve uyak bakımından devamıdır. İslam dinini kabul etmeden önceki dönemlerden kalma şiir örnekleri incelendiğinde hece vezninin kullanıldığı, nazım biçimi olarak dörtlüklerin temel alındığı ve daha çok yarım uyakın yeğlendiği dikkati çeker. İslam dininin kabulünden sonra gelişen halk edebiyatında da bu özellikler korunmuştur.

Âşık Edebiyatı

Âşık, saz şairi, halk şairi, halk ozanı gibi adlarla anılan sanatçıların oluşturduğu âşık edebiyatının yaklaşık 500 yıllık bir geçmişi vardır. Âşık edebiyatının belli başlı ilk örnekleri ise 16. yüzyıldan kalmadır. 17. Yüzyılda altın devrini yaşayan ve daha sonraki yüzyıllarda canlılığını koruyarak yaygınlaşan âşık edebiyatı 20. yüzyılda değişik boyutlar kazanarak varlığını sürdürmektedir.

    Âşık edebiyatında da ortak halk edebiyatı türlerinde olduğu gibi hece vezniyle ve dörtlükler kullanılarak şiir söylenir. 16. Yüzyılın ikinci yarısından sonra aruzun bazı kalıplarıyla şiirler söyleyen âşıklarda yetişmiştir. Medrese kültürünün etkisinde kalan bu âşıkların çoğu aruz vezni ile söyledikleri şiirlerde başarılı olamadı. Bu etki bazı âşıkların Arapça ve Farsça sözcük ve tamlamalar kullanmasına da yol açtı. Bunun sonucu olarak halk dilinden uzaklaşmalar görüldü.

    Âşık edebiyatının hece vezniyle söylenen en yaygın şiir türü koşmadır. Destan ve semaide âşıklarca kullanılan şiir türleri arasındadır. Âşıkların aruz vezniyle söylediği şiirler ise divan, kalenderi, semai, selis, satranç gibi adlar alır.

    Âşıklara yaşadıkları ve yetiştikleri ortamlara göre köy kasaba âşıkları, göçebe Türkmen boylarından olan âşıklar, denizci ya da Yeniçeri Ocağı’na bağlı âşıklar, büyük kentlerin âşık kahvelerine devam eden âşıklar, medrese kültürünün etkisiyle şiirler söyleyen kalem şairleri gibi adlar verilir. Bunların ürünleri arasında da dil ve konu bakımından birtakım farklılıklar vardır.

    16.-20. yüzyıl arasında yaşamış ünlü âşıklar arasında Kul Mehmed, Öksüz Dede, Hayali, Köroğlu (16.yüzyıl); Temeşvarlı Gazi Âşık Haşan, Kâtibi, Kayıkçı Kul Mustafa, Kuloğlu, Gevheri, Âşık Ömer, Karacaoğlan (17. yüzyıl); Levni, Şermi, Mecnuni, Âşık Halil, Kara Hamza (18. yüzyıl); Bayburtlu Zihni, Seyrani, Tokatlı Nuri, Erzurumlu Emrah, Gedayi, Sümmani, Şem’i, Şenlik, Ruhsati, Serdari, Dadaloğlu (19.yüzyıl); Huzuri, Efkâri, Âşık Veysel, Ali İzzet, Âşık İhsani (20.yüzyıl) özellikle anılabilir. Tekke Edebiyatı Halk edebiyatının bu kolu dinsel kurumlar olan tekkeler ve bunlara bağlı topluluklar içinde gelişti. Her tarikatın tekkesi vardı ve şairler bağlı bulundukları tekkenin tasavvuf anlayışı doğrultusunda şiirler söylerlerdi. Bu şairler hece vezni yanında aruz veznini de kullanırlardı. Tekke edebiyatı çerçevesi içinde ele alınan şiir ve düzyazı türünde öğreticilik ve tasavvufu kavratma amacı ağır basar. Anadolu’da 13.yüzyıldan itibaren örneklerini veren bu edebiyat Yunus Emre ile ilk büyük sanatçısını yetiştirdi. Yunus Emre’yi izleyen tekke şairleri arasında Hacı Bayram Veli, Eşrefoğlu Rumi (15. yüzyıl), Ümmi Sinan (16. yüzyıl), Nizamoğlu Seyfullah, Niyazi-i Mısri, Aziz Mahmud Hüdai (17. yüzyıl) özellikle anılabilir. Bu şairlerin birçok şiiri ilahi olarak bestelenmiştir.

    Anadolu tekke edebiyatının önemli bir kolu olan Alevi-Bektaşi edebiyatının öncüsü olarak kabul edilen Kaygusuz Abdal’dan (18. yüzyıl) sonra 16. yüzyılda Hatayi, Pir Sultan Abdal, Kul Himmet bu edebiyatın doruk noktaları olmuşlardır. Daha sonraki yüzyıllarda da geleneksel konuları işleyen birçok Alevi-Bektaşi şairi yetişmiş, söyledikleri nefes ve deyişler tekkelerde okunagelmiştir.