Bilgi Diyarı

Aşağıdaki Kutu ile Sonsuz Bilgi Diyarı'nda İstediğinizi Arayabilirsiniz...

Düzyazı

  • Okunma : 36

Koşuk biçiminde yazılmamış bütün yazı ve konuşmalarda kullanılan dil düzyazıdır. Mektup, ev ödevi, öykü gibi, yazdığımız şeylerin nerdeyse tümüne düzyazı deniyor. Kitaplarda, gazetelerde, dergilerde okuduğumuz yazılar, konuşurken kullandığımız dil de düzyazı özelliği taşır. Anımsayacak olursak, Moliere’in Kibarlık Budalası adlı oyununun kahramanı Bay Jourdain'i de bu durum çok şaşırtmıştı:

    Aynca, şiir özelliği taşıyan ama düzyazı biçiminde yazılan edebiyat ürünleri de vardır. Bu türden düzyazı örneklerini yüzyıllar boyunca her yaşta insan severek okumuştur. Romanlar düzyazıyla yazılır. Romancıların dışında da birçok önemli yazarın ürünlerini düzyazıyla yazmayı seçtiklerini biliyoruz. Şiir genellikle belli bir konuda bizi duygulandırırken düzyazı bilgi edinmemizi sağlar. Düzyazı en çok öykülerin anlaşılabilir bir biçimde anlatılmasına, belirli konuların açıklanmasına, tartışma yoluyla insanların birbirlerini etkilemelerine yarar.

    Bundan düzyazının sıkıcı olduğu anlamı çıkarılmamalıdır. Düzyazı da şiir gibi yazarın üslubu ve yeteneği doğrultusunda yalın ya da süslü, dokunaklı ya da alaycı, ciddi ya da gülünç olabilir. Fransa’da Montaigne, İtalya’da Machiavelli, İspanya’da Cervantes, İngiltere’de Bacon düzyazının gelişmesini ve saygınlık kazanmasını hızlandırmışlardır.

    Shakespeare’den sonra en ünlü İngiliz şairi olan John Milton düşünce özgürlüğünün önemini Areopagitica adlı yapıtında özenli bir düzyazıyla dile getirmiştir.

    Edebiyatın çeşitli türlerinde özellikle Rönesans’tan sonra gelişen düzyazı 17. yüzyıldan sonra tiyatro yapıtlarında daha yaygın bir biçimde kullanıldı; önceleri komedilerde benimsenen bir anlatım biçimiyken, zamanla orta sınıfın yaşantısını daha kolay yansıtan bir oyun dili olarak kullanıldı.

    Düzyazının gelişmesinde bir başka etken de 18. yüzyıldan sonra gazeteciliğin yaygınlaşması ve haftalık dergilerin yayımlanmasıyla okur sayısının artmasıdır.

    Türkçe’de de düzyazı 1277’de Karamanoğlu Mehmed Bey’in Türkçe’yi devletin resmi dili ilan etmesinden sonra gelişmeye başlamış; 17. yüzyılda ünlü gezgin Evliya Çelebi’nin Seyahatname'si Naima’nın Tarih-i Vekayî adlı yapıtı bu alanda seçkin düzyazı örnekleri olarak ortaya çıkmıştır. 19. yüzyılda, özellikle Tanzimat’tan sonra Şinasi ile başlayan düzyazı geleneği, roman ve tiyatro türlerinin gelişmesi ve gazeteciliğin yaygınlaşmasıyla giderek geniş halk yığınları arasında yaygın bir iletişim aracı olmuştur.