Bilgi Diyarı

Aşağıdaki Kutu ile Sonsuz Bilgi Diyarı'nda İstediğinizi Arayabilirsiniz...

Demir Çağı

  • Okunma : 28

Demir Çağı, insanlık tarihinin ilkçağlarında, hayvanları öldürmek için kullanılan keskin bıçakların, ağaç kesmeye yarayan baltaların ve savaş aracı olan kılıçların demirden yapılmaya başlandığı döneme verilen addır. Demir Çağı, Tunç Çağı’ndan sonradır.

    Demir cevheri yani içinde demir bulunan kayaç ve topraklar dünyada en çok rastlanan madenlerdendir. Doğada yer yüzeyine yakın yerlerde bulunduğu için tunç yapımında kullanılan bakırdan çok daha kolay elde edildi. Bu nedenle de daha ucuzdu. Demir odunkömürü ateşinde eritilirdi ve bu işlem için çok fazla araç gereç gerekmiyordu. Ormanlara yakın kurulan odunkömürü ocakları demir elde edilmesini çok kolaylaştırmıştı. Demir kullanımının yaygınlaşmasıyla, çok miktarda üretilebilen tarım ve sanayi aletleri herkesin edinebileceği mallardan oldu. Oysa tunç eşyalar ve aletler yalnızca zenginlerin alabileceği kadar değerli ve pahalıydı. Artık kendisine tarla açmak isteyen herkes çarşıdan bir balta ve bu tarlayı sürmek için saban demiri satın alabilirdi. Zanaatçılar demirden yapılmış alet takımlarını kolayca bulabiliyorlardı. Gene demirden yapılmış ucuz savaş aletleri zengin olmayan halkların da savaşlarda söz sahibi olmasını sağladı. Tunç ise kova, kazan, kap kacak gibi ev eşyaları ile yüzük, bilezik, broş ve iğne gibi süs eşyalarının yapımına ayrıldı.

    Demir Çağı İÖ 1200’lerde başladı. Daha önceleri de demir madeni biliniyor ve kullanılıyordu, ama çok az bulunduğu için çok değerliydi. Bu madenden, süs eşyalan ile kral hançerlerinin sivri bölümlerinin yapımında yararlanılıyordu. İÖ 14. yüzyılın ortalarında yaşamış ünlü Mısır Firavunu Tutanham on’un mezarında demirden bir hançer bulundu. Demir İÖ 15. yüzyılda Yunanistan’da altın kadar değerliydi. İÖ 3000 yıllarından kalan Mısır mezarlarında, İÖ 2500-2200 döneminden Alacahöyük kral mezarlarında, gene İÖ 2700’lerden kalma Mezopotamya’daki Ur kral mezarlarında demir eşyalar bulunmuştur. Elimizde Hititler’den kalma demir eşya yoktur, ama İÖ 2000 yıllarından kalan yazılı Hitit belgelerinde çok değerli bir maden olarak demir kullanımından söz edilmektedir.

    Demir Çağı Yakındoğu’daki ileri uygarlıklara son veren barbar akmlarınm ardından Doğu Akdeniz ülkelerinde başladı. Önceleri İran, Suriye, Filistin, daha sonra Mezopotamya, Kafkasya, Kıbrıs ve Girit’te demir üretimi ve kullanımı belirgin ölçüde arttı; Batı Avrupa’da ise İÖ 10. yüzyıldan başlayarak gelişti. İtalya ve Alpler’de İÖ 8. yüzyılda, Yunanistan’da ise İÖ 1000’in başlarında görüldü. Demir Çağı İngiltere’ye İÖ 500’de, yani Çin’e ulaşmasından bir yüzyıl sonra geldi. Demir İngiltere’ye mallarını satmak için dolaşan tacirler ve yeni topraklar arayan kavimlerce getirildi. Bu kavimler Avrupa’dan batıya doğru göç ettiler ve İÖ 5.-3. yüzyıllar arasında İngiltere’ye yerleştiler.

Demir Çağı'ndaki Gelişmeler

Çağın ilk dönemlerinde eskinin büyük imparatorlukları yerini tüccar ve zanaatçıların ağırlıkta olduğu küçük kent devletlerine bıraktı. Ucuz demirden yapılan tarım aletlerinin bollaşması tarımın hızla gelişmesine yol açtı. Ayrıca kıskaç, pergel, kerpeten gibi bazı yeni aletler geliştirildi. Demir araç gereçlerle ormanlar kesildi; yeni alanlar tarıma açıldı; besin üretiminin artması sonucunda da hızlı nüfus artışları oldu.

    Demir gemi yapımında da kullanılmaya başlandı. Denizyolları ucuz ve hızlı ulaştırma olanakları sağladı. Ticaret gelişti. Gemiciliği ilk geliştiren halklardan biri de Fenikeliler’di. Suriye kıyılarında yaşayan Fenikeliler ticarette çok ilerlediler. Akdeniz ve Karadeniz kıyılarındaki bütün önemli kentlerle ticaret yaptılar.

    Demir kullanımının denize kıyısı olmayan topluluklar üstündeki etkisi daha çok tarım ve savaş araçları alanında oldu. Bunların en önemlilerinden biri Asur’dur. Kuzey Mezopotamya’dan başlayarak Suriye’yi ve Anadolu’nun bir bölümünü ele geçiren Asurlular demir kullanımını Hititler’den öğrenmişti. Demircilikte çok ustalaşan Asurlular büyük demir işleme atölyeleri kurdular. Bu dönem ­ de yapılan karayolları ticaretten çok askeri amaçlara hizmet etti.

    Demir Çağı temel olarak köle emeğinin yaygın olarak kullanıldığı bir dönemdir. Tarımda bir yandan karşılığı ödenmeyen köle işgücünün, öte yandan yeni demir teknolojisinin kullanılması tarımsal üretimi çok artırdığı için tarım ürünlerinin ticareti de gelişti. Ticaretin gelişmesi madeni para kullanımının başlamasına yol açtı. Ama paranın ortaya çıkmasıyla da borçlanma ve tefeciliğin önü açıldı.

    Bu çağdaki önemli gelişmelerden biri de kültür ve bilginin halka ulaşmasını kolaylaştıran yeni alfabenin kullanılmaya başlanmasıdır. Eskinin karmaşık çiviyazısı ve hiyeroglifi yerine Fenike alfabesinin geçirilmesiyle okuryazarlık kolaylaştı. Önceleri ticaret ve devlet işleriyle sınırlı olan yazı şiir, felsefe ve tarih gibi konularda da kullanıldı ve böylece yazılı edebiyat doğdu.

    Yeni alfabe, demir aletler, para kullanımı ve deniz ulaştırmasının ucuzluğu gibi Demir Çağı’nın getirdiği yeniliklerden en çok Yunanlılar yararlandılar. Denizaşırı kentlerle yaptıkları ticaret ve bu ticaretlerinde pazarladıkları malları üreten sanayileri ile parlak ve zengin bir uygarlık yarattılar. Kıyı kentleri arasında sürekli dolaşan Yunanlılar karşılaştıkları çeşitli uygarlıklardan, özellikle de Girit ve Anadolu’dan etkilendiler. Eski Mısır ve Babil kültürlerini özümsediler, Geç Hitit ve Urartu uygarlığının etkilediği Ege kentlerindeki sanat ve kültürle karşılaştılar. Tüm bu farklı uygarlıkların kültür miraslarından yararlanarak kendi katkılarıyla zenginleştirdikleri, etkilerini günümüzde de sürdüren klasik kültürü yarattılar.

    Yunan kültürünün ilk evresi İyonlar dönemidir. Bu dönemde Milet, Efes gibi Ege kentleri ticaret ve kültür merkezleri durumuna geldi. Felsefe, akla ve deneye dayanan bilim buralarda gelişti. Geleneksel Yunan filozoflarından Miletli Thales, Efesli Herakleitos ve Sisamlı Pisagor İyonlu’dur.

    Demir Çağı’nda, doğuda bulunan Asur, Lidya, Urartu gibi devletler, yönetim biçimleri açısından Tunç Çağı’ndan miras kalan krallıkların uzantısı, bazen de benzeri oldular. Oysa Akdeniz ve Ege’deki çoğu Eski Yunan devletlerinde krallık yerleşik bir yönetim biçimi olamadı. Dünyadaki ilk demokrasi uygulamaları Yunan kent devletlerinde görüldü. Bu demokraside yalnızca kentte yaşayan yurttaşların yasama, yürütme ve yargı görevlerini üstlenmiş halk meclisini seçme ve bu meclise seçilme hakları vardı. Kadınlar ve köleler yurttaş sayılmıyor, seçme ve seçilme hakkından yararlanamıyorlardı. Eski Yunan kentlerinde yaşanan bu kısa dönemli demokrasinin ortadan kalkmasından sonra, yeniden demokrasi düşüncesine varılabilmesi için yaklaşık 2.000 yıllık bir süre gerekmiştir.

    Anadolu’da Demir Çağı kuzeyden gelen barbar kavimlerin Hitit Devleti’ni yıktığı İÖ 1200’lerde başlar. Hitit uygarlığının sona erişinin ardından Anadolu küçüklü büyüklü birçok devlet ve beyliğin egemenliğinde kaldı. Güney Anadolu ve Suriye’nin bir bölümünde Geç Hititler, Doğu Anadolu’da Urartular, Orta Anadolu’da Frigler ve Lidyalılar, Güneybatı Anadolu’da Likyalılar, Ege’de İyonlar önemli uygarlıklar kurdular.