Bilgi Diyarı

Aşağıdaki Kutu ile Sonsuz Bilgi Diyarı'nda İstediğinizi Arayabilirsiniz...

Güneş Sistemi

  • Okunma : 34

Güneş çevresindeki yörüngelerde dolanan büyük gezegenler, bunların doğal uyduları, küçük gezegenler, kuyrukluyıldızlar, meteorlar, toz ve gaz bulutları, Güneş sistemi denen bir gökcisimleri topluluğu oluşturur.

    Güneş sistemindeki toplam madde miktarının neredeyse tümü Güneş’te toplanmıştır. Güneş’in kütlesi, en büyük gezegen olan Jüpiter’in kütlesinin 1.000 katı, Dünya’nınkinin 333.000 katıdır. Bu büyük kütlenin çekim kuvveti, gezegenleri ve sistemdeki öbür gökcisimlerini yörüngede tutarak uzaya savrulmalarını önler. Güneş sistemindeki ısı ve ışığın kaynağı da gene Güneş’tir. Güneş’in iç bölümlerindeki çekirdek kaynaşması tepkimelerinden doğan çok büyük miktarda nükleer enerji ışınım yoluyla uzaya yayılır. Güneş sisteminin öbür üyeleri de kendilerine kadar ulaşan güneş ışığını yansıttıkları için parlak görünür. Güneş, geceleri gökyüzünde gördüğümüz öbür yıldızlardan hiçbir farkı olmayan çok sıradan bir yıldızdır. Ama Güneş sisteminin dışındaki en yakın yıldızlar bile Dünya’ya öylesine uzaktır ki, Güneş'in ısısı ve ışığı karşısında bütün öbür yıldızlar çok sönük kalır.

    Gezegenlerin ve kuyrukluyıldızların Güneş çevresinde dolanırken çizdikleri yörüngeler elips biçimindedir. Güneş bu elipslerin merkezinde değil odaklarından birinde yer alır. Aslında dokuz büyük gezegenin yörüngeleri oldukça basık birer elips olduğu için neredeyse daireyi andırır. Yörüngeleri elipse en yakın olan iki gezegen, en içteki Merkür ile en dıştaki Plüton’dur. Yörüngesi elips biçiminde olan bir gezegen dolanımı sırasında Güneş’e bazen yaklaşıp bazen uzaklaşır. Örneğin Merkür’ün Güneş’e olan uzaklığı 46 ile 70 milyon km arasında değişir.

    Bütün gezegenler aynı yönde dolanır ve hepsinin yörüngeleri hemen hemen aynı düzlem üzerindedir. Yalnız Plüton’un yörünge düzlemi bu düzlemle çakışmaz; aralarında 17°’lik bir açı vardır. Küçük gezegenler ile kuyrukluyıldızların yörüngeleri ise büyük gezegenlerin yörünge düzleminde bulunmaz ve bu düzleme yaptıkları açının değeri çok değişir. Bu gökcisimlerinden bazılarının yörüngesi çok uzun birer elips biçimindedir.

    Dünya’dan bakıldığında Güneş yalnızca doğup batıyormuş gibi değil, arkasındaki takımyıldızlara göre yerini de değiştiriyormuş gibi görünür. Güneş, takımyıldızlar önündeki bu “gezi”sini bir yılda tamamlar. Bu hareket sırasında gökyüzünde çizdiği büyük çembere tutulum denir; çünkü Ay ve Güneş tutulmaları ancak Ay’ın yörüngesi bu çemberin sınırladığı düzlemle kesiştiği zaman gerçekleşir. Bütün öbür gezegenlerin yörüngeleri Dünya’nın yörüngesiyle aynı düzlemde olduğu için, gezegenler hiçbir zaman tutulumdan pek fazla uzaklaşmaz. Bu nedenle gezegenleri de her zaman takımyıldızlardan oluşan bir kuşağın önünde hareket ederken görürüz. Üzerinde 12 takımyıldızın yer aldığı ve içinden tutulumun geçtiği bu kuşağa burçlar kuşağı denir.

    Bazen iki ya da daha çok gezegen gökyüzünde birbirlerine çok yaklaşmış olarak görülür; o zaman bu gezegenler kavuşum konumundadır. Karanlık gökyüzünde gezegenleri yıldızlardan ayırt etmek oldukça kolaydır. Çünkü yıldızların ışığı, atmosfer çalkantıları nedeniyle yanıp sönüyor ya da titreşiyormuş gibi gözükür. Gerçekten de en güçlü teleskoplarla bakıldığında bile ancak birer ışık noktası gibi gördüğümüz bu uzak yıldızların ışığı Dünya atmosferinden geçerken büyük ölçüde engellenir. Oysa, yıldızlardan çok daha küçük oldukları halde Dünya’ya yakın oldukları için daha büyük gözüken gezegenlerin ışığı bu kadar titrek değildir.

    Güneş’in her gün yeniden doğup batmasının nedeni Dünya’nm kendi ekseni çevresinde dönmesidir. Dünya Güneş çevresindeki yıllık dolamınım sürdürürken, bir yandan da her 24 saatte bir kendi ekseni çevresinde bir kez döner. Bu yâlnız Dünya’ya özgü değildir; bütün gezegenler de kendi eksenleri çevresinde değişik hızlarda döner. Dünya’nın kuzey ve güney kutuplarından geçen dönme ekseni Güneş çevresindeki yörünge düzlemine eğik olduğu için, yeryüzünde dört ayrı mevsim yaşanır. Gezegenlerden çoğunun ekseni yörünge düzlemiyle belirli bir açı yapar. Mars’ın (Merih’in) ekseninin eğikliği Dünya’nınkine yakın olduğundan bu gezegende de mevsimler birbirini izler. Uranüs’ün ekseninde ise bu eğiklik öylesine fazladır ki gezegen neredeyse yörüngesi üzerinde yan yatmış gibi görünür.

    Aşağıdaki tabloda gezegenlere ilişkin bazı bilgiler verilmiştir. Her gezegenin Güneş’ten ortalama uzaklığını belirten ikinci sütundaki ölçü birimi, gökcisimleri arasındaki inanılmaz uzaklıkları belirtmek üzere saptanmış olan bir uzunluk birimidir. Astronomi birimi denen bu birim, Dünya’nın Güneş’ten ortalama uzaklığına, yani 149,6 milyon kilometreye eşittir. Üçüncü sütundaki dolanım süresi, bir gezegenin Güneş çevresindeki dolanımını tamamlaması için geçen süreyi belirtir. Gezegen Güneş’ten ne kadar uzaksa dolanım süresi de o kadar uzundur. Gezegenlerin çoğu tam bir küre biçiminde değildir; özellikle büyük gezegenler kendi eksenleri çevresinde çok hızlı döndükleri için ekvator çevresi şişkinleşmiş, kutupları basıklaşmıştır. Bu yüzden dördüncü sütunda her gezegenin ekvatordaki çapı verilmiştir.

    Bir gezegenin kendi ekseni çevresinde bir tam dönüşü tamamladığı süreye dönme süresi denir. Jüpiter, Satürn, Uranüs ve Neptün gibi büyük gezegenler büyük ölçüde gazlardan oluştukları için dönme hızları her enlemde eşit değildir. Bu nedenle tablonun beşinci sütununda gezegenlerin ekvatordaki dönme hızı belirtilmiştir. Son iki sütunda ise gezegenlerin kütlesi ve hacmi sayısal değerleriyle değil, Dünya’nın kütlesini ve hacmini birim kabul ederek gösterilmiştir. Plüton’un büyüklüğü ve kütlesi hâlâ tam olarak bilinemiyor.

    Yörüngeleri Dünya’nın yörüngesinin içinde kaldığı için Merkür ve Venüs’e iç gezegenler, öbürlerine de dış gezegenler denir. İç gezegenler, tıpkı Ay’ın evreleri gibi belirli bir çevrimle yinelenen belirli evrelerden geçer. Ancak teleskopla gözlenebilen bu evrelerde, Merkür ya da Venüs yörüngelerinin Dünya’ya en yakın olduğu noktaya yaklaşırken hilal (ayça) evresindedir. Bu iç gezegenlerden biri Güneş ile Dünya’nın arasına girdiğinde, Dünya’ya dönük olan yüzü tamamiyle karanlıkta kalır. Alt kavuşum denen bu konumda ne Venüs, ne de Merkür genellikle Dünya ve Güneş ile tam aynı çizgi üzerine gelmez. Ama böyle bir olay gerçekleştiğinde, gezegenin küçük siyah bir nokta gibi parlak Güneş kursunun önünde ilerleyerek bir uçtan öbür uca geçtiği görülür. Geçiş denen bu olay çok ender gerçekleşir. Örneğin Merkür’ün geçişleri bir yüzyıl içinde yaklaşık 12 kez olur. Venüs ise bu konumdan 8 yıl arayla iki kez geçer, ama aynı olayın bir kez daha yinelenmesi için aradan 100 yılı aşkın bir süre geçmesi gerekir.

    Bazen dış gezegenlerin de küçük bir parçası karanlıkta kalır ve gezegen Dünya’dan tam yuvarlak olarak görülemez; ama bu eksilme hiçbir zaman bir hilale dönüşecek kadar ilerlemez. Dış gezegenlerden biri Dünya’ya en yakın konumdayken Dünya ve Güneş ile aynı doğrultuda olursa, o gezegen karşı konum'dadır.

    Merkür, Venüs, Dünya ve Mars’a “yerbenzeri gezegenler” , Plüton dışındaki,öbür gezegenlere de “dev gezegenler” denir. İç gezegenlerden yalnızca Dünya ile Mars’ın, dış gezegenlerin hepsinin uyduları vardır.

Güneş Sisteminin Başlangıcı

Güneş sisteminin nasıl oluştuğu konusunda astronomlar henüz tam bir görüş birliğine varabilmiş değildir. Ama genel olarak, Güneş’in ve gezegenlerin bundan 5 milyar yıl önce, hemen hemen aynı zamanda uzaydaki bir gaz ve toz bulutundan oluştuğu kabul edilir. Bu görüşe göre, “Güneş bulutsusu” denen bu gaz ve toz bulutundaki parçacıklar karşılıklı kütleçekim kuvvetleriyle birbirlerini çekerek ortada yoğunlaşmaya başladı. Böylece büzülen bulutun merkezi Güneş’e dönüştü. Bu arada gaz bulutu döndükçe kenarlardaki maddeler savrularak yassı bir disk oluşturdu. Daha sonra bu diskin içinde madde yoğunlaşmasıyla küçük ve katı gökcisimleri belirdi. Gezegenimsi denen bu madde kümeleri çekim kuvvetlerinin etkisiyle bir araya gelerek daha büyük gökcisimlerine, en sonunda da büyük gezegenlere dönüştü. Bu görüş, bütün gezegenlerin kızgın Güneş’ten kopmuş birer parça olduğunu öne süren eski kuramın yerini almıştır. Evrenin oluşumunu bu biçimde açıklayan bilim adamları, gezegenler arasındaki birçok farklılığı da Güneş bulutsusunun merkezinden dışa doğru gidildikçe sıcaklığın düşmesine bağlarlar.

    Uzay araştırmalarının başlamasından bu yana gezegenlere ilişkin bilgiler eskisiyle karşılaştırılamayacak ölçüde artmıştır. Bu araştırmalardan edinilen bilgilere göre, kayaç yapısındaki yerbenzeri gezegenler, Jüpiter’in ve Satürn’ün uyduları, hatta Mars’ın küçük uyduları Ay’ın yüzeyi gibi kraterlerle doludur. Bu da Güneş sisteminin başlangıcında kayaçsı yapıda pek çok küçük gökcisminin var olduğunu kanıtlar. Bu gökcisimleri birbiriyle çarpışıp birleşerek daha büyük gökcisimlerini oluşturmuştur. Milyonlarca yıl önce gerçekleşen bu çarpışmaların izleri, atmosferin aşındırıcı etkisine ve sarsıcı jeolojik değişikliklere uğramayan Merkür gibi gezegenlerde bugüne kadar korunmuştur. Neredeyse bütün izlerin fiziksel etkenlerle silinip yok olduğu Dünya’da bile yerkabuğunun yaşlı katmanlarında bazı eski kraterlerin varlığına rastlanır. Zamanla bazı gezegenler, özellikle Dünya ve bir ölçüde Mars önemli değişiklikler geçirmiştir. Ama Güneş sisteminde artık ne eskisi kadar çok meteor dolaşmakta, ne de büyük çarpışmalar olmaktadır.

    Güneş sistemindeki gezegenlerden her biri web sitemizde ayrı bir madde olarak ele alınmıştır.