Bilgi Diyarı

Aşağıdaki Kutu ile Sonsuz Bilgi Diyarı'nda İstediğinizi Arayabilirsiniz...

Halı ve Kilim

  • Okunma : 54

En güzel, en değerli halı ve kilimler İran, Türkiye, Afganistan, Hindistan, Çin gibi ülkelerde dokunur. Doğulu sultanların saraylarından ya da Çin tanrılarının tapınaklarından gelen yüzlerce yıllık doğu halıları müzelerde dikkatle korunmaktadır. Bunlardan bazıları altın iplikle dokunmuştur; bazılarında ise zengin bir fon üzerinde mücevher gibi işlenmiş zengin desenler görülür. Eski Mısırlılar ile Asurlular belki de halı ve kilim dokuyan ilk insanlardı. Bu sanat büyük bir olasılıkla onlardan Türkiye, İran, Kuzey Hindistan ve hatta Çin’e yayıldı.

    Gerçek doğu halı ve kilimleri tümüyle elde dokunur. Eskiden kilim dokumak için biri üstte, öbürü altta olmak üzere iki çıtadan oluşan basit bir tezgâh kullanılırdı. Bu iki çıta arasına, “çözgü” adı verilen ve kilimin zeminini oluşturan düşey iplikler gerilirdi. Bundan sonra kilimi dokuyacak olan kişi tezgâhın önüne oturarak değişik renkli atkı ipliklerini çözgü ipliklerinin arasından enlemesine geçirirdi.

    Doğu halılarının iki ucunda genellikle yalnızca çözgü ve atkı ipliklerinden oluşan bordürler vardır, ama bu bordürlerin arasında kalan asıl büyük halı yüzeyi düğümlerle dokunur ve havlıdır. Atkı ipliğinin işlevi atılan düğümleri sabitleştirmektir. Dolayısıyla her atkıdan sonra tarağa benzeyen bir araçla düğümler alttaki sıralara doğru bastırılarak sıkıştırılır. Bundan sonra yeni bir sıra düğüm atılmaya başlanır ve dokuma işlemi böylece sürdürülür. Çok değerli bazı halılarda 1 cm2’ye 100 düğüm düşer. Dokuma işlemi tamamlandıktan sonra, halının sağlam ve sıkı olmasını sağlayan atkı iplikleri hiç görünmez.

    Önceden boyanarak hazırlanmış değişik renkte ipliklerle düğüm atarken halıya belli bir desen işlenir. Desenler kuşaktan kuşağa aktarılan motiflerden oluşur. İki ayrı düğüm atma yöntemi vardır: Türk ya da Gördes düğümü ve İran ya da Sine düğümü. İran yöntemiyle daha sık düğümler yapılabildiği için bu halılar Türk düğümüyle yapılanlardan daha niteliklidir.

    Doğu halıları yapıldıkları ülkeye göre adlandırılır. Altı ana grup vardır: Hint, Çin, Kafkas, Türkistan, Türk ve İran. Çin halılarında genellikle düz bir zemin üzerine zengin renklerle işlenmiş çiçek ya da ejderha desenleri görülür. Hint halılarında çoğunlukla ortada yuvarlak ya da oval biçimli bir ana motif ve dar bordürler vardır. Tüm doğu halıları arasında eri iyileri sayılan bazı İran halıları çiçek motifleri ve ara sıra da av sahneleri ile bezenmiştir. Her ana grupta çok değişik motifler vardır. Müslümanların namaz kılarken kullandığı seccade ise özel bir halı tipidir.

    Eskiden daha çok kadınlar ile çocuklar halı dokurlardı. Kız çocuklar daha 6 yaşlarındayken halıya düğüm atma işinde annelerine yardım etmeye başlıyorlardı. 10 yaşma gelince de kendi başlarına halı dokumaya başlıyor ve genellikle bunları büyüyüp evlendikleri zaman çeyiz olarak yeni evlerine götürüyorlardı. Her ailenin özel bir deseni vardı, ama her dokuyucu buna yeni renkler ve ayrıntılar katarak değişiklikler yapardı.

    Doğu halılarındaki desenler her bakışta göze farklı görünür ve bütün simgeleri bir bakışta görmek olanaksızdır. Kareler, daireler, çiçekler, ağaçlar, sarmaşıklar, yıldızlar, ejderhalar ve haç biçiminde olan bu simgelerin her biri onları kullanan insanlar için bir anlam taşırdı. Haç motifi sağlık, mutluluk ve iyi talih simgesiydi. Daire sonsuzluk anlamına geliyordu. Nilüfer çiçeği mutluluğu simgelerdi.

    İS 6. ve 7. yüzyıllarda İran krallık sarayı için dokunmuş olan halı, belki de bugüne kadar yapılmış en gösterişli halıdır. Yaklaşık 26 m: büyüklüğünde olan bu halının deseni çiçek tarhları, meyve ağaçları, dereler ve patikalardan oluşuyordu. Halı ipek iplikle dokunmuş, patikalar ise altınla belirginleştirilmişti. Çiçek, meyve ve kuş motifleri inci ve başka değerli taşlarla bezenmiş, halının geniş dış bordürü yemyeşil bir çimeni anımsatan zümrütlerden oluşmuştu.

    Halı ve kilim dokumacılığında canlı ve kalıcı renkler elde edebilmek için bitkilerden, köklerden, meyvelerden ve bazen de böceklerden boyalar hazırlanırdı. Boyama işini hemen hemen yalnızca erkekler yapardı. Boya yapan kişi köyünde ya da kabilesinde belli bir saygınlık kazanırdı. Çevrelerine ne iş yaptıklarını göstermek için ellerindeki boya lekelerini temizlemezlerdi.

    Boyama ve renkleri karıştırarak değişik renkler elde etme yöntemleri babadan oğula geçen sırlardı. Yün istenen ton elde edilinceye kadar önce, bir boyaya, sonra öbürüne batırılıyordu ve en büyük güçlüklerden biri, yünün her boyada ne kadar bırakılacağına karar vermekti. Boyanın elde edildiği ot ve bitkiler kırlardan toplanır ya da boyacı bunları kendi bahçesinde yetiştirirdi.

    Boyacılar elde edebildikleri kırmızı ton sayısına göre becerilerinin ölçüsünü ortaya koyarlardı. Avrupa’da yetişen bir otun kökünden, öğütüldükten sonra kaynatılarak değişik kırmızı tonlar elde edilirdi. Koyun kanından elde edilen canlı kırmızı en eski doğu boyalarındandır. Soğan, böğürtlen, pancar ve çeşitli bitkilerden de değişik kırmızılar elde edilirdi.

    İran safranı ve sumak köklerinden sarı renkler, çivit bitkisinden mavinin bütün tonları elde edilirdi. Önceden sarıya boyanmış bir ipliği mavi boyaya batırarak yeşilin tonları bulunurdu. İpliği önce çivitle boyayıp sonra kırmızı boyaya batırarak da koyu bir kahverengi elde edilirdi.

    Renklerin de desenler gibi belli anlamları vardı. Beyaz her zaman saflık ve kutsallık simgesiydi. Siyah hata ve yanlışlıkları simgelerdi. Kırmızı hareket ve din sevgisi gibi anlamlar taşırdı. Sarı kötülük ve üzüntü demekti. Mavi güç ve doğruluğu gösterirdi.

Çağdaş Halı ve Kilim Yapımcılığı

En eski Avrupa halıları, doğu halılarının yapımına çok benzer işlemler kullanılarak el tezgâhlarında dokunurdu. Dokumanın çok uzun zaman alması halıların çok pahalı olmasına yol açıyordu. 18. yüzyılın sonlarında geliştirilen birkaç yöntem daha çabuk ve düşük maliyetli halı ve kilim yapımına olanak verdi. Joseph Marie Jacquard’ın bulduğu bir teknik modern otomatik tezgâhların temelini oluşturdu. Geliştirilen yeni makine desende kullanılacak renkleri otomatik olarak seçiyordu.

    Bazı yeni tezgâhlar ve bunlarda dokunan halılar adlarını yapıldıkları kentlerden alıyorlardı. Bunların arasında Belçika'daki Brüksel ve İngiltere'deki Wilton ile Axminster yer alır.

    Halı ve kilim yapımında kullanılan başlıca gereçler yün, pamuk ve jüttür. Yün, halının ön yüzeyi için, pamuk ve jüt ise arka yüzeyi için kullanılır. Son yıllarda daha ucuz bazı halıların ön ve arka yüzlerinde yapay gereçler de kullanılmıştır. Yün sağlam olmalıdır. Halı ve kilimler için en iyi iplik, postları sağlam ve güçlü olan koyunlardan elde edilen yünlerin karışımıdır. Bu yünler, dokuma için en uygun ipliği oluşturacak biçimde birbirine karıştırılır. Halıların arka yüzlerinde kullanılan pamuk ipliklerin kopmaması ve kullanmaya bağlı olarak biçimlerinin bozulmaması için iplikler hem sağlam, hem de esnek olmalıdır. Sağlam ve esnek bir lif olan jüt, öbür lifleri birbirine bağlamak için kullanılır.

    Bir halı ya da kilim dokumak için kullanılan gereçleri, dokumaya başlamadan önce birçok işlemden geçirmek gereklidir. İplik ovularak temizlenir ya da yıkanır, kurutulur ve sonra boyanır. Renklerin eşit olarak dağılması, güneş ışığından ya da belli bir süre kullanımdan sonra solmaması, eski halı ve kilimlerde bulunanlarla aynı renk tonlarının elde edilebilmesi bakımından boyama işleminde uzman bilgisine gerek vardır.

    Halının deseni de önceden hazırlanır. Deseni önce ressam ya da desinatör kâğıda çizer. Modern halılarda eski doğu desenleri kadar, 17. ve 18. yüzyıl Fransız halılarındaki motifler gibi Avrupa tarzı desenler de kullanılmaktadır. Bunların yanı sıra yepyeni desenler üstünde de çalışılmaktadır.

    1791’de William Sprague ABD’de ilk halı ve kilim fabrikasını kurdu. Erastus B. Bigelow 1839'da halı dokuma makinesini buldu. Sonraları halı tezgâhları daha da geliştirildi. II. Dünya Savaşı'ndan (1939-45) sonra yeni bir halı dokuma yöntemi bulundu ve 1976'da ABD'de yapılan tüm halıların yüzde 97'sinde bu yöntemden yararlanıldı. Yeni yöntemle önce halının alt yüzeyi hazırlanır; sonra ön yüzeyindeki havları oluşturan iplikler bu alt yüzeye tutturulur. Bundan sonra da alt yüzey ayrıca kauçuk ya da başka bir gereçle kaplanabilir. Oysa dokuma işleminde, halının her iki yüzeyi de aynı anda örülür.

    Desen, hav ipliklerinin tutturulması aşamasında işlenebilir ya da halının yapımı bittikten sonra baskı yoluyla elde edilir. 1940’tan bu yana, makine yapımı halılar için örgü yöntemleri de geliştirilmiştir.

Türkler'de Halı ve Kilim

Halı ve kilim Anadolu’nun en eski dokumacılık sanatı ürünlerindendir. Türkler daha Orta Asya’dayken halı ve kilim dokumayı biliyorlardı. Hayvan postunu örnek alarak yün iplikleri uçları serbest kalacak biçimde düğümleyip yaptıkları örtü ve yaygılar zamanla, üzerinde yüzlerce motifin bir renk uyumu içinde ince ince işlendiği el sanatlarına dönüştü. Türkler’in İÖ 5. yüzyıldan bu yana düğümlü dokuma tekniğini bildiklerini gösteren buluntulara Altay Dağları’ndaki Pazırık Höyüğü’nde rastlanmıştır.

    Selçuklular 11. yüzyıldan sonra halı sanatını Anadolu’ya yaydılar. Onlardan günümüze kalan halılar başta İstanbul’daki Türk-İslam Eserleri Müzesi olmak üzere birçok müzemizde sergilenmektedir. Bu halıların renk ve motif zenginliği insanı şaşırtacak düzeydedir. Aynı rengin çeşitli tonlarıyla elde edilmiş renk uyumu, geometrik desenler, bitki motifleri bezeme açısından halıcılığın Türkler’de ne denli geliştiğini göstermektedir.

    Selçuklu halı dokumacılığı ticaret yolları üzerinde gelişti. Günümüze kadar bu sanatı sürdüren kentlerin en önemlileri Konya, Kayseri, Sivas ve Aksaray’dır. Ayrıca Uşak, Kula, Demirci, Gördes, Bergama ve Milas da dünyaca ün kazanmış halılarıyla önemli dokuma merkezleriydi. Bu yörelerde halı dokumacılığını daha çok Türkmen oymakları sürdürürdü. Kınık, Teke, Yanut, Kaçar, Avşar, Karakeçi, Kayı gibi Türkmen oymakları, dokudukları hah ve kilimlere oymaklarının armalarını da işlerlerdi. Bazı yerlerde kilim dokunurken içine mavi boncuk yerleştirilir, bazen de dokuyanın saçından bir parça katılırdı. Boncuk ve saçın uğur getireceğine inanılırdı. Bu halı ve kilimlerde kullanılan renk ve motifler bölgelere göre değişirdi. Bitkilerden, bitki köklerinden özel yöntemlerle elde edilen boyalar kullanılırdı. Böylece doğanın canlı renkleri halı ve kilimler üzerine nakışlanırdı.

    Osmanlı halı ve kilimlerinde Selçuklu halı sanatı geleneğinin sürdürülmesine karşın, bitki ve hayvan motiflerinin yerini geometrik desenlerin ve dinsel motiflerin aldığı görülmektedir. Osmanlı döneminde özellikle Gördes, Kula, Lâdik, Bergama, Milas, Uşak, İzmir, Kayseri, Sivas, Kütahya ve Hereke halı ve kilim dokumacılığında önemini korumuş merkezlerdi.

    Anadolu’da gelişen halı dokumacılığının yanı sıra 15. yüzyıldan sonra Osmanlı saray halıları denen, teknik ve motif bakımından farklı bir halı türü ortaya çıktı. Bu halıları lale, karanfil, sümbül, gül, yaprak ve çeşitli çiçek motifleri süslerdi. İran düğümü denen bir teknikle dokunan Osmanlı saray halıları kadifeyi andıran yumuşaklıktaydı ve çok sık dokunurdu.